Biyolojiyi Sevdiren Güler Yüzlü Adam !

0 yorum


Biyolojiyi Sevdiren Güler Yüzlü Adam ( Kubilay İpek )

Yanılmıyorsam 2002 ekim-kasım aylarıydı. Okulumuzdaki bir çok öğretmen arkadaş gibi bana da sağlık çalışanları alımı sınavında görev verilmişti. Sınavın yapılacağı okula gittik. Sınav vakti yaklaşınca görevliler bize ikişer ikişer (salon başkanı, gözetmen ) kimlerle görev yapacağımızı bildirdi.

Sınav salonuna varınca karşıma o her zamanki haliyle mütebbessim yüzlü genç bir meslektaşla karşılaştım. Bir birimize kendimizi tanıtma sonucunda bu sımsıcak gülüşlü genç eğitimcinin Biyoloji Öğretmeni Kubilay İPEK olduğunu öğrendim.Sınav öncesi yaptığımız kısa sohbette aynı yolun yolcusu olduğumuzu öğrendik.Bir birimizin telefonlarını aldık.

O sınav sonucu aldığımız ücret daha önceki sınavlara göre çok iyiydi ; bu yüzden tüm arkadaşların yüzü gülüyordu. O görevli öğretmenlerin içinde belki de en çok sevinen bendim.Aldığımız sınav ücreti için mi? Yok canım, o para çok ta olsa bitmişti fakat o sınav benim Kubilay İPEK gibi genç bir eğitimci ile tanışmama neden olmuştu.Tanışma o tanışma bir daha bir birimizle irtibatı hiç kesmedik.

Kubilay Hocam ‘’Matematikle Barışıyorum ‘’ kitabımın taslağını inceler misin dediğimde nazlanmadan kabul etti, kısa sürede okuyarak yorumunu yazdı.Kitabımın basımı için yayın evleriyle iletişim kurdum.Bir yayın evi altı ay sonra ‘’Kitabını basmaya karar verdik.’’ dedi.Ben de doğal olarak sevinmiştim.Kitabın eylül ayına yetişip yetişmeyeceğini sordum , yetişmeyeceğini söyledi.Ne zaman basılabileceğini sorduğumda onun da belli olmadığını söyledi.Kitabı öne almak için aracı koyduğumda da yayın evinin editörü olan bayan ‘’Hocam, sizin herhalde aceleniz var.’’ dedi.’’Evet.’’ dedim. ‘’O zaman kitabınızı alıp istediğiniz yayın evine bastırın.’’ dedi.

Kitabı bastırmak için yayın evi ve sponsor arama çabaları sonuçsuz kalınca eğitimci yazar Canten KAYA Bey ‘’Senin kitabı Manisa’da benim kitaplarımda bir çoğunu basan ‘’Renk Yayınlarına’’ bastıralım.’’ dedi.Yayın evi ile görüşmemizde ‘’Arkadaşlar, kitabın basım hazırlıklarına başlayın ; ben son defa sponsor arayayım.’’ dedim.Para konusunu siz hiç kafanıza takmayın, ben en kötü ihtimali düşünerek bir bankayla kredi konusunu konuştum.’’ dedim.

Son sponsorluk arama sonuçları da boş çıkınca bankaya kredi için baş vurdum. Banka bir kefil istiyordu.’’Kubilay Hocam, bana kefil olur musun?’’ diye sorunca bir an düşünmeden ‘’Haydi, hemen bankaya gidelim.’’ dedi.İki yılda ödemek üzere aldığım krediyi yayın evine göndererek kitabı bastırdım.Fakat sıkıntılar içinde geçen o iki yılda Kubilay Hoca’mı da sıkıntıya sokmamak için çok dua ettim.İki yıl sonuda kredi ödemeleri bitince ‘’Yarabbi sana çok şükürler olsun !’’ diyerek derin bir ‘’Oh!’’ çektim.

Kubilay Hoca’m bu konu dışında da ne zaman sıkışsam ‘’Hızır’’ gibi imdadıma yetişmiştir.Ortanca oğlum Yasin’in sayısal derslerle arası önceleri hiç iyi değildi.İşin kötü yanı da gözü de ‘’Mimarlık’’ mesleğinden başkasını görmüyordu.( Şimdi de öyle ya…)

Sayısal derslerden olan biyolojideki sıkıntısını Kubilay Hocam’a açtığımda yine insanın içini ısıtan o sımsıcak gülüşüyle ‘’Hiç sorun değil, seni onu bana bir gönder.’’ dedi.Kubilay Hoca’nın Yasin’e olumlu etkisi daha ilk derste kendini belli etmişti.Elinde sihirli bir deynek mi vardı acaba? Çok kısa bir sürede Yasin’in biyoloji fobisi kayboldu.

Ben de ‘’Kubilay Hoca’m sen de biyolojiyi sevdirme konusunda kitap hazırlamaya başla , elime ilerde imkan geçtiğinde bu kitabın basımını ben üstleniyorum.’’ dedim.Sözümü hiçbir zaman unutmadım, bu konuda da çok kararlıyım.İtiraf edeyim ki bir çok konuda ‘’Kubilay Hoca’m’’ benden daha yetenekli.Aşağıdaki yazıları okuduğunuzda Kubilay İPEK Hocam’ın ne kadar yetenekli olduğunu siz de göreceksiniz.

‘’Ama siz kitap yazmışsınız o daha kitap yazmamış, bunun nedeni nedir? Kubilay Hoca’m benden zeki ama şimdilik benim kadar ‘’deli’’ değil.İşe bakın; Kubilay Hoca’m gibiler bana işin inceliklerini anlatıyor.Ben ise önce bu olayı bilgisayarda yazdırıyorum, sonra da ‘’Bu yazıyı acele olarak benim elektronik postama gönder!’’ diyorum.Bu yazıları bir araya toplayarak kitap yazıyorum.Bana ‘’yazar’’, Kubilay Bey’e ise Hoca’m diyorlar.

İnşaallah, çok yakında bir gün kitapçıların raflarında ‘’Biyolojiyi Çok Seviyorum’’ veya buna benzer bir kitap görürseniz yazarına hiç bakmayın sakın! Çünkü orada ‘’Kubilay İPEK’’ yazacak.Haydi Kubilay Hoca’m sana buradan sesleniyorum. ‘’Kitabını bitirmediysen hemen tamamla, Türkiye senin o harika kitabını bekliyor!

Kubilay Hocam, seni tanıdığım için çok şanslıyım.İyi ki varsın! Unutma ülken senden çok şey bekliyor.

‘’NELERİN YANLIŞ YAPILDIĞINI ÖĞRENİYOR OLMAK, DOĞRULARI YAPMAYA DOĞRU ATILAN BİR İLK ADIMDIR. Necip GÜVEN’’

KUBİLAY HOCAM'DAN ALDIĞIM EN BÜYÜK DERS !

Hani bu ülkede dinazorlar vardır ya, hani onlar 25-30 yıllık öğretmenliklerine güvenerek daha az kıdemli öğretmenlere tepeden bakarak adeta ''Karşı dağları ben yarattım.'' pozlarında burunlarından hiç kıl aldırmazlar ya.İtiraf ediyorum ki malesef 25 yıllık fiili meslek hayatımda bir türlü dinazor olamadım.25 yıllık fiili eğitimcilik hayatımda benden kıdemce büyük olanlardan çok dersler almakla birlikte mesleğinin ilk yıllarında olmasına rağmen pırıl pırıl genç rehber öğretmenlerimizden ve gibi pozitiflikte benden çok önde olan Kubilay Hocam'dan çok güzel dersler aldım.Bu derslerden en çarpıcı olanını anlattığında çok hoşuma gitti ve bunu yazmasını istedim.

Kubilay Hocam'ın bu reçetesini hangi öğrenci grubuna uyguladım ise çok iyi sonuçlar aldım.Hatta o zaman bu olayı Prof.Dr.Orhan Lisesinde Edebiyat Öğretmeni olarak çalışan Atike BIÇAKÇI Hanıma da anlatmış ve yazıyı vermiştim.Atike Hanım da bana ''Necip Hocam, Kubilay Hoca'mın yazısını dersine girdiğim öğrencilerle paylaştım.Benim öğrencilerim de ''Çok Doğru'' diyerek etkilendiler.O zamandan bu günlere Kubilay Hocamın bu metodunu ben de matematikten nefret eden öğrencilere uyguluyorum.Bu zamana kadar uyguladığım öğrencilerden Kubilay Hocamın dediklerine itiraz eden tek bir öğrenci bile görmedim.

Lafı daha uzatmadan Kubilay Hocamın bu olayını ve ''Biyoloji Dersini Sevme '' ile ilgili yazılarını birlikte okuyalım.

ÇOCUKLAR NE OLUR BANA ROL YAPMAYIN !


Eskişehir Atatürk Anadolu Meslek ve Endüstri meslek lisesi Biyoloji öğretmeniyim.2003-2004 eğitim öğretim yılında sınıf öğretmenliği dersinde başarısızlığı fazla olan öğrencilerime yaptığım konuşmadır. Bu konuşmam sonunda öğrencilerim bana hak verdi ve bazılarında olumlu yönde değişmeler gözlemledim.
..............................................................................................

Derslerinizde çok başarısızsınız! Karnelerinizi alıp evlerinize gittiğinizde sizi azarlayacaklar ve hakaret edecekler. Hatta size aptal, geri zekâlı diyecekler. Okuldaki öğretmenleriniz size tembel, hiçbir işe yaramaz, bir şeyi anlayamayan öğrenciler gözü ile bakacaklar. Ama siz ne aptal, ne geri zekalı, ne anlayışsız kişilersiniz. Bunu bana yutturamazsınız. Siz etrafınıza böyle görünmek için bilerek rol yapıyorsunuz.

Bir insan aptal veya geri zekâlı ise şunları yapamaz!

1.Evinden okula gelip tekrar evine gidemez. Siz gidiyorsunuz!
2.Cep telefonlarının bütün özelliklerini öğrenip kullanamaz. Siz maşallah!
3.Internet salonlarında bilgisayar kullanamaz. Siz onda da bizi yaya bırakıyorsunuz!
4.Alışveriş yaparken para verip üstünü alamaz. Siz alasını yapıyorsunuz!
O zaman sadece çevrenizdekilerin sizi böyle görmesi için rol yapıyorsunuz. Çünkü bu sayede pek çok sorumluluğu ve yapmanız gereken işleri yapma zahmetinden kurtuluyorsunuz. Ama beni kandıramazsınız. Zaten rolünüzü de hiç iyi oynayamıyorsunuz. İstediğiniz zaman çok zor olan şeyleri bile başarabileceğinizi biliyorum.Hadi rol yapmayı bırakın ve kendiniz olun !!!…

Kubilay İPEK

BİYOLOJİYİ SEVEBİLİRSİNİZ

Okul hayatında öğrencilerin en fazla şikayet ettiği konuların başında dersi sevmemeleri gelir.Bu önyargılardan, başkalarının anlattıklarından, ders saatinden veya öğretmenin davranışlarından kaynaklanabilir.Ancak her ne olursa olsun bunda dersin, konuların veya içeriğinin hiçbir suçu yoktur.En iyi savunmalardan biride “ileride bunlar ne işimize yarayacak” cümlesidir.Öğrencilere sorduğumuzda sevmedikleri derslerin başında Matematik, Fizik, Biyoloji gelir.Ama ne olacaksınız derseniz Doktor, Mühendis, Pilot vs. cevabını alırsınız.Sevmediği bir dersin uzmanlığını nasıl yapacaklar? Yapmayacaklar.En iyi yol hedef değiştirmek.Farklı bir alan seçmek; mesela futbolcu, kamu işçisi, memur vs.

Bunları yazmamın sebebi şuydu :İsmi ne olursa olsun dersi sevmek bizim elimizde(Önce bunu anlamak lazım!)
Peki nasıl seveceğim? Cevap : Anlaşılır,kolay akılda kalır ve eğlenceli hale getirerek.

Ders kitaplarında çok sıkıcı cümleler vardır ve öğretmenler genelde kitabı okutur.Okuyan dahil herkes içi geçerek dinler veya dinlermiş gibi yapar.
Anlatan da dinleyen de şu ders bitse de dışarıya çıksak diye düşünür.

Ama ben de Necip Hocam gibi dersi ilginç hale getirmek için neler yapabilirim diye düşünürüm.Daha sonra düşündüğüm şeyi sınıftaki öğrencilerimle paylaşırım.Sınıfta adeta küçük çaplı bir beyin fırtınası ortamı olur.Bazı öğrenciler normal katkılar yaparken bazı öğrencilerin önerileri sınıfta gülüşmeler hatta bazen kahkahalara dönüşür.Dışarıdan bizi izleyen birisinin bizim biyoloji dersi işlediğimize inanması mümkün değildir.Öyle ya canım , güya biyoloji çok sıkıcı ve gıcık bir derstir.
Yoksa hiç bir ders aslında sıkıcı değil de onu biz mi sıkıcı veya sevimli hale getiriyoruz.

Kendi Biyoloji derslerimden örnek verecek olursam bu zaman kadar benim biyoloji dersime giripte ''Biyoloji dersi çok sıkıcı geçiyor.'' diyen bir öğrenciye rastlamadım.Ben öğrencilerime biyoloji öğretmeye çalışmıyorum.Benim amacım onlara dersi sevdirmektir.Biliyorum ki her öğrencim kendine has farklı yeteneklere sahip değişik renklerde açan çok değerli nadide çiçeklerdir.Nasıl topraktaki çiçek tohumları ancak sıcak ortamlarda toprağın altından baş gösterip çiçek açarsa benim nadide çiçeklerim sevgi ortamında kabuğunu kırarak gerçek potansiyelini ortaya çıkarabilir.Eğer kendinin ve kişiliğinin tehdit altında olduğunu düşünürse kaplumbağanın kabuğuna çekildiği gibi kabuğuna çekilir ve yeteneklerini gizler.

Evet, tekrar ediyorum.Benim görevim onlara dersi öğretmek değil sevdirmektir.Eğer dersi sevdirebilirsem bir çok kaplumbağanın kabuğundan başını çıkarak ilerleyeceğini öğretmenlik hayatımda yaşadığım bir çok ilginç olay gösterdi.

Biyoloji dersini sevdirmek ve öğretmek için öğrencilerin de katkıları ile geliştirdiğimiz bir çok ilginç uygulamamız vardır.Bu yazıda bu konu ile ilgili sadece küçük örnekler vermek istiyorum.

11. Sınıf biyoloji konusu Endokrin sistem Hipofiz bezi hormonları :

1.Adrenokortikotropik Hormon(ACTH):Böbrek üstü bezlerini uyararak hormon salgılamalarını sağlar.

2.Lüteotropik Hormon(LTH veya Prolaktin) : Süt bezlerini uyararak süt yapımını sağlar ve annelik duygusunu güçlendirir.

3.Folikül uyarıcı Hormon(FSH): Yumurtalıklarda folüküllerin gelişmesini ve yumurta hücresi oluşmasını sağlar.

Bunun gibi daha birçok hormonun adı görevini bilmek zorundayız.Ben bunu daha değişik sunacağım.

1.AcıTanHormon;Çocuk bisikletinden düşmüş BÖBREĞİNİ AcıTmış.

2.LaTifeHormonu;Latife hanım yeni doğum yapmış ve şefkatle çocuğunu emziriyor

3.Folyokyumurta yok Hormonu:Fol tavukların yumurtladıkları yer folükül vücutta yumurtanın yapıldığı yer.Bu yoksa yumurtada yok.

Sevgiler ve Başarılar.......

Kubilay İPEK Biyoloji Öğretmeni 08 Temmuz.2010 Eskişehir

Devamını Oku.. Read full story

Öğrenciler ( X)'ten Neden Korkarlar ?

0 yorum


Önceki yıllarda emekli sınıf öğretmeni Süleyman ÇAYIRLI Hocama ``Hocam, öğrenciler ( X ) İks ten neden korkuyor.`` diye sormuştum. Cevabı bana da çok mantıklı gelmişti. ``Necipçiğim, biliyorsun ki alfabemizde 29 harf vardır, bunların içinde de (X) İks diye bir harf yoktur.Öğrencilerin karşısına orta okulda birden çıkınca öğrenciler de bocalıyor.`` demişti.

Sonra bu açıklama üzerinde yıllarca düşündüm, düşündükçe Süleyman ÇAYIRLI Hocama daha da hak verdim.Bu olay daha ısınmadan sahaya çıkan bir sporcu en ufak zorlama karşısında lif çekmesi türünden sporcu sakatlıkları ile karşılaşıyor.Öğrenciler de daha (X) İksin mantığını öğrenmeden matematik sahasına dalınca birden bocalayıp kalıyor.

3 Ağustos 2008 akşamı sitemize yorum bırakan Cüneyt KARA kardeşimiz de ``Yaşım 20 , matematik öğrenmek için herşeyi yapıyorum ama inanın anlamıyorum. Örneğin bana ‘X’ hep çok saçma gelmiştir.`` diyerek bu tezimizi doğruluyor.

Ben de (X) İKS’in mantığından bahsedilmeden, yani ısınma hareketleri yapmadan başlanan bu öğretimin baştan iflas ettiğini düşünüyorum.

Bana ( X ) `` İKS’in bir mantığı var mıdır? `` diye sorsanız , size ``Evet ( X ) İKS’in de bir mantığı vardır.`` derim.Ben denklemleri hep gözümde pazarcı terazisine benzetmişimdir.
Bir taraf Kğ (Ağırlık ) , öbür taraf terazinin karşı kefesidir. = ( Eşttir) çizgisi ise iki tarafın dengesini ayarlar.Nasıl bir terazinin kefesine konan meyveler arttıkça karşı kefedeki ağırlıklar artar.Meyveleri azalttıkça da karşı kefedeki ağırlıklar azalır.
O zaman ısınma turlarında ( X ) İKS’in mantığını nasıl anlatmalıydık?

Örnek olarak ( X = y + 40) ifadesini ele alalım.Ben olsaydım önce bu işlemi sınıfta canlandırırdım.Örnek olarak sitemize yorum yazan Volkan ve Cüneyt` i ele alalım.
( X ) İks yerine Volkan , y yerine de Cüneyt derdim.Denklemi tekrar tahtaya yazardım.Volkan = Cüneyt + 40, Bu denklem bana neler anlatıyor bakalım.Olayı şöyle geliştirirdim.``Arkadaşlar , bu verilen denklem Volkan ile Cüneyt`in cebindeki paraların denklemidir.`` derdim.Buradan şu sonuçlara varırdım.

1-Volkan`ın parası Cüneyt`ten fazladır.
2-Cüneyt`in cebine 40 L . daha koyarsam ikisinin paraları da eşit olurdu.
3-Denklemlerde Volkan olmadığı zamanlarda gel Cüneyt kardeş Volkan`ın yerini doldur derdim.O da doğal olarak ``Hocam, ama benim cebimde Volkan`ın yerini dolduracak kadar para yoktur.`` derdi.Ben de ``Al 40 L. yi koş hemen Volkan`ın denklemdeki yerini doldur.`` derdim.O da doğal olarak ``Tamam Hocam, hemen Volkan`ın denklemdeki yerini doldurmaya gidiyorum.`` derdi.
4-Bu denklemi çözmek için Cüneyt veya Volkan`dan birinin parasını öğrendiğimde diğerinin cebindeki parayı bulabilirim.
5- Eğer denklemi bozmadan ikisine de para vermem gerekseydi.İkisine de aynı miktarda para vermem gerekirdi.
6- Eğer denklemi bozmadan ikisinden de para almam gerekseydi.İkisinden de aynı miktarda para almam gerekirdi.

Denklemlerin mantığını öğrettikten sonra da bilinmeyene ister Ayşe, ister Fatma, İster Maykıl, ister Caykıl, ister X, ister Y, ister Q, ister W, ister @ derdik ...
Ayvaz kasap, aynı hesap olurdu.......

Necip GÜVEN Eskişehir 04 Ağustos 2008

Bu üçgende X'i bulunuz sorusuna bir öğrencinin zekice cevabı.

(X) (İKS) DEYİNCE KALEM ELDEN DÜŞÜYOR !

ÖSS’le bağlamışım gönlümü
Testler zordur ,çözülmüyor Mihriban
Test çözmekten zor belleme ölümü
Çözmeyince bilinmiyor Mihriban

X,deyince kalem elden düşüyor
Kafam karışıyor, aklım şaşıyor
İnananlar engelleri aşıyor,
Matematik çekilmiyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Faturalar çok geliyor arama
Netlerimde düşüşler de var ama
Sensiz hayat çekilmiyor Mihriban

X,deyince kalem elden düşüyor
Kafam karışıyor, aklım şaşıyor
Kartallar da tavuk gibi yaşıyor,
Böyle hayat çekilmiyor Mihriban

İşte düştük ÖSS’nin eline
Bunun sonu stres böyle biline
Şaştım kaldım bu işlerin sonu ne
Stres ağır çekilmiyor Mihriban

X,deyince kalem elden düşüyor
Kafam karışıyor, aklım şaşıyor
Gençlerimiz sıkıntılar yaşıyor,
Dershaneler çekilmiyor Mihriban

Necip GÜVEN Eskişehir 07 Haziran 2008

Not: Sevgili Dostlar, bildiğiniz gibi ”Mihriban” şiiri Üstat Şair Abdurrahim Karakoç hocamızın.10 yıldır yaptığım çalışmalar bana sıradışı,ilginç, komik şeylerin beyin tarafından daha kolay algılandığı gösterdi.Cem YILMAZ’ı tanıdıktan sonra kendime hep şu soruyu sordum ”Neden çocuklar ve gençler matematiği Cem YILMAZ kadar sevmiyorlar ? Cevap açıktı çünkü matematik çok sıkıcıydı.Oysa ben matematiği çok seviyor ve çocuklara sevdirmek istiyordum.”X Deyince Kalem Elden Düşüyor” uyarlaması böyle bir arayış içinde 7 Haziran 2008′de ortaya çıktı.Fakat ortada bir sorun vardı.”Mihriban” şiirinin asıl sahibi Üstat Abdurrahim Karakoç’tu ve ben bu şiiri kullanmak ve internette yayınlamak için izin almamıştım.Ortada bir kul hakkı vardı, bu durum da beni çok rahatsız etmeye başladı.Sonunda kararımı verdim.Ya bu şiiri eğitim amaçlı kullanmak için üstattan izin alacak ve yoluma devam edecektim.İzin alamazsam da bu şiiri Web sitemden silecektim.Aralık 2008′de bu düşüncelerle Abdurrahim Karakoç’a ulaşmak için araştırma yaptım ve sonunda ona ulaşacak telefon numarasını aldım.Acaba ne diyecek tedirginliği ile durumu izah ederek bu şiirin uyarlamasını eğitim amaçlı kullanmak için izin istedim.Endişelerimin aksine hiç bir olumsuz tepki vermeden ” İzin verdim gitti !”Derin bir ”Ohhhhh çektim ve üstada teşekkür ettim.Üstattan Allah razı olsun.İnşaallah matematik ve eğitim alanında yapacağım çalışmalarla üstadın yüzünü kara çıkarmayacağım.

Necip GÜVEN 27 Aralık 2008

MATEMATİKTE YAŞADIĞIMIZ HATALAR ZİNCİRİ

``Çocukluğumuzda Yüce yaratıcı tarafından bizlere bahşedilmiş olan eşsiz beyin bilgisayarımıza daha sonraki yıllarda bulaşmış olan düşünce virüslerinden kurtulabilirsek matematik dahil başarısız olduğumuz bir çok alanda başarıyı tadabiliriz. Hem de doyasıya." ( Necip GÜVEN )

MATEMATİKTE ÖNYARGILAR BEYNİMİZİ KİLİTLİYOR !

1970 Yıllarda matematiğe benzer korkuları futbolda yaşıyorduk.Bir Avrupa takımıyla karşılaştığımızda bacaklarımız titriyor, kendi ceza sahamızdan çıkamıyorduk.Ondan sonra da ``Yenildik ama ezilmedik !`` narları atıyorduk. Evet, doğruydu, bizi karşı takımdan önce önyargılarımız yeniyordu.Ne zaman ki hücumu düşünerek rakip sahaya geçmeye başladık, önce önyargılarımızı sonra da Avrupalı rakiplerimizi yenmeye başladık.Haydi gençler , sıra matematiğe geldi.Parola belli :Önce önyargılarımızı sonra da matematiği yeneceğiz. ( Necip GÜVEN ) 27.05.2008

MATEMATİK DERSİNDE YAŞADIKLARIMIZI PAYLAŞALIM !

Sevgili ``Matematiği Sevdiren Adam`` sitesi dostları, bizim toplum olarak en büyük eksiğimiz bir konuda yaşadığımız olumlu veya olumsuz anıları yeri geldiği zamanlarda paylaşmamak, paylaşamamak galiba...

Atalarımız boşuna `` Sevinçler paylaşıldıkça artar, üzüntüler de paylaşıldıkça azalır. Bu yüzden daha önce matematik alanında yaşadığınız olumlu ve olumsuz anıları paylaşırsanız bu alanda yapılan çalışmalara zannettiğinizden daha fazla katkıda bulunmuş olacaksınız.

Gayemiz asla kimseyi rencide etmek ve üzmek değildir. Biz yaptığımız çalışmalarda ``Üzüm yemek derdindeyiz, bağcıyı dövmekle falan işimiz yoktur..``

Samimi inancıma göre biz geçmişinde ``Mimar Sinan, Mevlana, Yunus Emre, Nasrettin Hoca `` gibi her biri dünyaya ışık tutan değerlere sahibiz. Eğer kendimize gelir ve güvenirsek tüm zorlukları el birliği ile aşabiliriz.Bunu başaracak birikime millet olarak sahibiz.Bunu bizden başka bütün batı biliyor. Geçtiğimiz yıllarda TIME dergisinin birinin kapağında yazan yazı bunu çok güzel belirtiyor.Bu kapak yazısında Türkiye için yapılan kapak sayfası her şeyi anlatmaya yetiyor.İfade aynen şöyle ``UYUYAN DEV; TÜRKİYE ``

Yazımı paylaşmanın ve affetmenin önemini anlatan bir hikâye ile bitiriyorum.

Bir öğretmen ders sırasında öğrencilerine dönüp der ki; "Yarın hepiniz birer tane plastik torba ve beşer kilo patatesle geleceksiniz okula." Öğrenciler, buna şaşırırlar ama bir şey de diyemezler. Ertesi gün hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:
"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."

Torbalar Elimizde !

Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: "Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar."

Sıkıldık ve Yorulduk !

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikâyete başlarlar: "Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor..." Ya da "Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?"

Öğretmen Gülümseyerek Öğrencilerine Şu Dersi Verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir."

Necip GÜVEN Eskişehir 05 Ağustos 2008

Devamını Oku.. Read full story